Farkında Olmak ve Sokrates’in üçlü Filtresi

10/12/2009 · Kategori: Makale ve Denemeler

“İnsanoğlu çiğ süt emmiş” der bir atasözü. Onun içindir ki ne zaman ne yapacağı, nasıl davranacağı, davranışlarının ardında nelerin olabileceğini fark edemeyebiliriz, insanın. Bu söz bize temkinli olmayı ifade eder. Birisi hakkında karar vermeden önce onun, insan olduğunu yarın değişebileceğini de hatırlatır. Burada vurgusu yapılan kötüye doğru bir değişimdir. İnsanın kısa süre içerisinde değişebileceğine her ne kadar psikanilitik yaklaşanlar onay vermese de başka türlü düşünenler de yok değil (bkz. İnsanın Anlam Arayışı; Frankl, Victor)… neyse biz temkinli olmak kısmına geçelim. Atasözlerimiz içerisinde temkinli olmak üzerine daha birçok örnek vardır. Atalarımız, başkalarının sözlerine karşı da temkinli yaklaşmayı tavsiye etmiştir: “El ağzına bakan karısını tez boşar”.  Kişi özel yaşamı ile ilgili başkalarının düşüncesi ile değil kendi düşüncelerine göre hareket etmelidir” diye açıklayabileceğimiz bu atasözünde bize temkinli olmamız anlatılmaya çalışılmıştır. Temkinli olmamız ve davranışlarımızı kendimize göre gerçekleştirmemiz öğütlenmiştir.

Aslında buradaki temkinlilik ve kendine göre gerçekleştirme bizi başka bir şeye daha götürmektedir: Farkında olmak. Farkında olmak; hem başkalarının hem de kendi bilişsel ve davranışsal süreçlerimizin.

 

Her ne kadar atasözleri bu konuda dikkatimizi kendi farkındalığımıza çekse de farkında olmanın önemini

Günlük yaşam dur durak bilmeden devam ediyor. Dönüp geriye baktığımızda ancak fark edebiliyoruz, temkinli olmamız gerektiğini. Büyük lokma yiyip büyük konuşmak veya bin düşünüp bir yapmak gerektiğinin farkına vardığımızda ise sorunlar yaşanmış ve testi çoktan kırılmış olabiliyor.

Bunun için bazen kendimize bazen de başkalarına dur diyebilmemiz gerekir diye düşünmemek elde değil. Dur demek; söylemeden ve eylemeden önce.

Dur demek ile ilgili de birçok örnek verilebilir. İşte o örneklerden biri, kulağımıza küpe ve yolumuza öncü olsun diye;

Eski Yunanistan'da, Sokrates bir gün tanıdık, büyük bir filozofa rastladı. Filozof ona dedi ki;

 

"Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?"

"Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrates, "Bana bir şey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor."

"Üçlü Filtre?"

"Doğru", diye devam etti Sokrates, "Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Ben ona üç filtre testi diyorum.

Birinci filtre "Gerçek Filtresi"

"Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?"

"Hayır" dedi adam, "Aslında bunu sadece duydum ve ...."

"Tamam" dedi Sokrates, "Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun."

"Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, İyilik Filtresini."

"Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?"

"Hayır, tam tersi..."

"Öyleyse" diye devam etti Sokrates, "Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin."

"Fakat yine de testi geçebilirsin" der Sokrates, "Çünkü geriye bir filtre daha kaldı. "İşe Yararlılık Filtresi."

"Arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?"

''Hayır, gerçekten değil."

"İyi" der Sokrates, "Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?"

 

Evet. Sokrates’in Üçlü Filtresi bu… Şimdi sıra geldi bizim sorumluluklarımıza. İlk Filtre Testini başkalarından duyduklarımızla yaptığımız davranışlarımıza uygulamak ve davranışlarımızın altında yatan nedenleri incelemeye başlamaya ne dersiniz?

 

YASAK ELMA

4/2/2009 · Kategori: Makale ve Denemeler

(Evlilik öncesi cinsel danışmanlık ve rehberliğin önemi)

 

Âdem ve Havva’nın cennetten kovulmasına sebep bir “yasak elma”…

           O gün bu gündür bizi hala sarsmakta…

           Neydi bu yasak elmanın sırrı da sürgün etti onları dünya ya…

 

     Hala toplumumuzda ayıp, yasak, günah olarak kabul edilen cinsellikten başka bir şey değil bence. Yani ilk insandan bu yana yasak = cinsellik olarak algılanmıştı.

     Bu durum şu an toplumumuzdaki kadınların %80’ninin, erkeklerin de %70’inin cinsel sorunlar yaşamasına neden olmuştur.

     Mutlu bir cinsel hayat, sağlıklı bir yaşamın en önemli unsurlarından biriyken, bizler mahrem, tabu, yasak ve günah gibi kaygılarla cinsel sorunlarımızı hep içe dönük yaşıyor ve ya en fazla yakın arkadaşımızla paylaşabiliyoruz. Onlardan aldığımız yanlış ve ya abartılmış bilgiler ise sorunlarımızı daha da kemikleştiriyor sadece.

    İşte tam da bu nokta da denize düşen yılana sarılır misali cinsel mitlere, efsanelere sarılıyoruz, başka tutar yer yok… İçimizde bir dürtü bizi cinselliğe doğru sürüklerken, bizler sanki bir korku tünelinde gibi karşılaşacağımız dehşeti bekliyoruz…

  ‘ya acırsa, kanar ve ya patlarsa bu acıya nasıl dayanılır!!!’ ,

                   Filmin diğer oyuncusunun ise bambaşka kaygıları var,

 ‘ya içine girmeden inerse, girer girmez boşalırsa, erkekliğimden şüphe eder mi acaba!!!

 

    Mutsuz ve kaygıyla başlayan bir hikâye… Ne olacak, nasıl olacak ta bu oyunculara aslında bu filmin; dünyada ki bir cennet bahçesinde çekildiğini, başı da sonu da kansız ve Revansız, tamamen romantik ve duygusal bir aşk filmi olduğunu anlatsak:(

   İşte o içini zamanla boşalttığımız sağdıçlık kurumu aslında bunun için vardı, belki de kuruluş amacı bu kadar iyi niyetliyken saptı gitti, hatta şimdi yeni evlenen gençler bu kişileri tamamen reddediyorlar, haklı olarak…

   Evlilik öncesi cinsel danışmanlık ve rehberliğin önemi tamda bu nokta da ortaya çıkmaktadır. Hayatlarının bu en önemli gününün bir ömür boyu onlarda iz bırakacak bir travmaya dönüşmemesi için, uzman bir cinsel terapist tarafından bir takım cinsel bilgilerin verilmesinde ve bu anlamda bir farkındalık yaratmakta fayda olacaktır.

  Özellikle evlilik öncesi çiftlerin birlikte alacağı cinsel danışmanlık ve rehberlik onları karşılaşabilecekleri muhtemel sorunlardan koruyacak bununla birlikte daha bilinçli ve sağlıklı bir cinsel deneyim yaşamalarını sağlayacaktır.

  Eğer kişi ilk kez karşılaşacağı bu durumla ilgili profesyonel bir bilgilendirme alırsa ve gideceği yolun, yol haritasını edinirse korkmadan, sağlıklı bir biçimde ve zevk alarak bu yolu geçecek ve sürdürecektir…

 

 

 

Cinsel Danışma ve Rehberlik Hizmetlerinin Hedefleri

 

·        Cinsellikle ilgili temel fizyolojik bilgiler-anatomik yapı

·        Kadın cinselliğiyle ilgili temel bilgiler

·        Erkek cinselliğiyle ilgili temel bilgiler

·        Aile olma kavramı

·        Cinselliğin evlilik içerisindeki yeri ve önemi

·        Kişinin zihin haritasında cinselliğin yeri ve öneminin saptanması

·        Cinsel sorunları hakkında kendini ifade etme becerisi kazandırma

·        Cinsel sorununu ele alma ve çözebilme becerisi kazandırma

·        Cinselliğin utanılmaması gereken ve doğal bir davranış olduğunu kabullenme becerisi kazandırma

·        Cinsel beklentilerin belirlenmesi

·        Cinsel mitlerin belirlenmesi
Kızlık zarı efsanesi
İlk gece seramonisi



Psikolog & Cinsel Terapist
Yaşam Yanardağ ÇELİK
www.mersincinselterapi.com

“Şapkayı Önümüze Alıp Düşünmek” Zamanı

5/1/2009 · Kategori: Makale ve Denemeler

“Şimdiki nesiller çok şanslı. Bizim zamanımızda …….. mı vardı?” diye başlayan iç geçirmeleri çok sık duyarız, büyüklerden. Onlar gelişen teknolojinin yaşamımızı ne kadar kolaylaştırdığını dile getirmekte sonuna kadar haklılar da…1999-2000’ li yıllarda ülkemizde yaygın olarak kullanılmaya başlayan bilgisayar ve internet de yaşamımızı kolaylaştıran bu teknolojinin en büyük icatları. Öyle ki; bilgisayarsız ve internetsiz bir dünya tasarımı şu an en çılgın zihinler için bile bir ütopya. Bununla beraber yaşantımızı kolaylaştıran bu teknoloji kendi sorunlarını da beraberinde getirmekte...

 

 “İnternet ve Bilgisayar Bağımlılığı”  keşfedilen yeni kıtadan anakaraya taşınan ve insanları kırıp geçiren bir virüs gibi, çocuk ve gençlerimizi sarıyor. Hatta yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bu yüzden bozulan evlilikler dahi var. Birçok çiftin internet veya bilgisayar yüzünden birbirlerinden gittikçe uzaklaşmaya başladığı ve boşanmaya doğru giden ilişkilerin varlığını biliyoruz. Hemen her gün çocuğunun bilgisayar veya internette çok fazla zaman geçirdiğinden şikayetçi yeni yüzlerle tanışıyoruz.

 

Aileler tedirgin. Ne yapacaklarını şaşırmış durumda. Haklılar. Haklılar da? Peki dönüp “benim çocuğum bilgisayara bu kadar sarmadan önce, çocuğumun hayatında ne vardı ve ne yoktu?” diye soran var mı?

 

Bağımlılığın genetik nedenleri var elbet ama psikolojik ve sosyal nedenleri de var. En önemlilerinde biri ise günlük yaşamın getirdiği stresle başa çıkmada karşılaştığı güçlükler. Birçok bağımlılıkta gözlemlenen şey, stresle başa çıkmakta yanlış bir yol geliştirme davranışı olarak, bağımlılığın ortaya çıktığıdır.

 

Bu sorundan nasıl kurtuluruz? Sorusunun cevabı üzerine çalışmalar tüm dünyada devam ediyor. Ama evimizin dışındakilerin çözüm üretmesini beklemektense, önerimiz, herkesin şapkasını önüne alıp “benim bu sorundaki payım nedir ve çözümdeki rolüm ne olmalıdır?” sorularına cevap araması gerekmektedir.

« Önceki ::